12 ŞUBAT 1981 Birilerinin bana inanması gerek… Birileri inanmalı… Ne yapacağımı bilmiyorum. Anlatacak kimsem yok… Artık dayanacak gücüm kalmadı. Sen de yazmıyorsun… Mektuplarıma cevap vermiyorsun. Sen de beni deli olduğumu düşünüyor olmalısın ama hayır!! Ben deli değilim!! Uğultu… Bu uğultu beni delirtecek… Biraz uykuya ihtiyacım var… Birazcık… Uyumalıyım… Okuyacağından emin bile değilken bunu yazmak saçmalık… ...
Yalnızlık… Yalnızlık bazen güzel şeydir… Eğer kimseniz yoksa kaybedecek bir şeyiniz de yok demektir. Korkmazsınız… Geri çekilmezsiniz… En mutlu anınızda bir yakınınızın ölümü sarsamaz sizi… Son paranızı bir dostunuza vermek zorunda kalmazsınız… Ağlarsınız istediğiniz gibi kimse size üzme kendini demez… Hatalarınızı, zayıflıklarınızı kimse bilmez… Sevilmezsiniz evet… Nefret eden de olmaz ama… Özlemezsiniz, özlenmenin vicdan azabını ...
Her yer bembeyaz… Her yer buğulu, ama buğuyu görebileceğim bir renk yok… Gözlerim şaşı, kulaklarım iyi duymuyor… 312 gözlerini açmaya başladığında, dilini kımıldatamadığını anladı. Kulakları iyi duymuyordu ama saçma sapan sesler çıkardığını hissedebiliyordu. Etraf bembeyazdı. Duvarlar yüzünden, büyük ihtimalle beyaz körü olmuştu. Bir odadaydı ama henüz bir kapı görmemişti. Tavana mı yoksa duvarlardan birine ...
Solmuş bir düş içinden çıktı ve gözlerini açtı Halit. Solmuştu düşleri ve yerine konamazdı. Yeşermesi beklenemezdi. Yorganı en buruşmamış yerinden tuttu ve kaldırdı üstünden. Bir haziran gecesi nasıl terlenirse, beş katı terlemişti Halit. On katı yorulmuş, bin katı uykusuzdu. Sabaha karşı kapanan gözleri sadece birkaç saat sonra açılmıştı, şişkin bir yorgunlukla. İndirdi nasırlı ayaklarını yatağından ...
“Adın neydi abiciğim?” “Benim mi efendim?” “Evet… adın neydi?” “Melih.” “Bak Melih; başvurun bu gün elime geçti. İnceledim, okudum… Düşüneceğime inanabilirsin. Yani o herkese söylenen klasik kelimeler ağzımdan dökülmeye başladığında, sanma ki aynı muameleyi göreceksin. Aynı olmayacak. Yani bu sefer laf olsun diye değil, cidden…” “Arayacaksınız…” “Evet Melih seni arayacağız.” Ama maalesef aramadılar. Tam on ...
Yağmur… Bulutlardan kendini aşağıya atan binlerce yağmur damlası, siyah ceketin omuzlarına sertçe vuruyor ve süzülerek siyah pantolonu ıslatıyordu. Burak, tahta bir sandalyede öylece oturmaktaydı. Ensesinden akan kan, yağmur damlalarıyla karışıp sırtına doğru süzülmekte ama yine de akmaya devam etmekteydi. Hiçbir şey düşünemiyordu Burak. Ne yapacağını ve nereye gideceğini bilmiyordu. Bir elinde silah, yerde yatan beş ...
“Kadere inanır mısın?” “İnanmalı mıyım?” “Mecbur olduğun için değil ama bir şeye inanmak doğanızda var.” “Ne demek istiyorsun?” “İçeri girdiğinde bir ses duyacaksın. Bu, şu andan itibaren duyduğun son ses olacak.” “Neden?” “Çünkü ölüm sessizliktir.” … E-Kitap olarak indir. (pdf)
Bir geceydi. Bir gündüz olur muydu bilmem sonu gecenin. Ama bir geceydi. Evden bir hışımla çıktım. Yürüdüm boş sokakta uzun süre. Mantığım bitmişti ve bir yerlerden bulacaktım bu saatte. Anca bu saatte satılıyor olmalıydı. Yürümeye devam ettim. Bir sokak kedisi gördüm. Baktı gözlerime. İrkildi birden. Sevmek istedim ama elimi uzatamadım. Üşendim belki. İşim gücüm vardı ...
“Sen kimsin ki amına koyayım? Süpermen misin?” “Oğlum bunun süpermenlikle ne alakası var? Doktor söyledi diyorum.” “Doktor mu söylemiş bunu?” “Hangi doktor abi?” “Abi özel doktora gittim… Özel yani para bastım bir ton…” “Zum yapabiliyor musun yani sen?” “Sik kırığı lan bu!” “Zum yapmıyorum ağabeyciğim sadece görüşüm yüzde yüz ellinin üzerindeymiş.” “Siktir lan!” Cem bilgisayarının ...
“Ben hırsız değilim ki! Hayatımda bakkaldan sakız bile çalmadım.” “E ben de hırsız değilim, kim yapacak o zaman bu işi?” Göbek kılları arasında yemek artıkları olan şişman bir adam masanın üstüne büyükçe bir kâğıt açtı. Kâğıdın üzerinde devasa boyutlarda bir evin mimari planı ve daha birçok anlamsız rakamlarla dolu garip çizimler vardı. Berat çizimlere göz ...
“…onlara şunu dediğimi söyle!! Benim adım Bora!! Ve gittiğim yere kandan başka bir şey götürmeyeceğim. Cehennemde yanarken, ateşinizi körükleyecek kişinin ismini aklınıza kazıyın!! Çünkü şeytan bile size çektireceğim azabı kıskanacak…” E-kitap olarak indir (pdf)
Gel sevi… Sevgine sevgi katan o gemiye binelim. Açılalım okyanusa. Bir yere sürüklenelim. Hiçbir yere sürüklenmeksizin. Gitmeksizin… Karışmaksızın topluma. Alışmadan yaşanmıyor hiçbir toplumda. Ve inan, her mahallenin ayrı bir toplumu var. Gel sevi… Yalnızlıklara vuralım kendimizi. İnsan sadece senin gibi bir güzelin yanındayken ister ; Yalnızlığı… Ama senin yanında bile, Bir okyanus çaresizliğinde susuzluğum… ...
Bir keresinde sabah olmuştu… Güneş vurmuştu yüzüme de, Kısmıştım gözlerimi. Elimi alnıma götürmüştüm. Sevmiştim birkaç kez de çaktırmamıştım. Kimsenin kimseyi sevmediği bir yerse hayat. Sevip sevilmemekse ki, Genelde seni sevmeyeni sevmekse bu yer. Kimin istediği bir şeydir ki yaşamak. Yaşamak ki bir su damlası gibi, Şehirde kalabalığa karışmak. Ama yalnız karışmak kalabalığa. Yalnız ...